13/3/2006

Böyle olur lümpenlerin batılılaşması…

Kategori: Kitap

Böyle olur lümpenlerin batılılaşması…

 

 

Batılılaşmanın milletin karanlıktan kurtuluşu, ilerlemesi ve medenileşmesi için şart olduğuna inanan ve özellikle Anadolu’daki iptidai yaşantıya ancak kendisi gibi idealist aydınlar tarafından son verilebileceğine şiddetle inanan İstanbullu bir genç kadın üzerinden özellikle sosyal hayat çerçevesinde batılılaşmayı tartışan Şükûfe Nihal, “Yalnız Dönüyorum” da batılılaşma projesinin daha başlangıçta nasıl iflas ettiğini de tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.

 

 

Gülcan Tezcan

 

Tanzimat döneminin mücadeleci kadın yazarlarından biri Şükûfe Nihal’in 1938 tarihli romanı “Yalnız Dönüyorum” L&M Yayınları tarafından yeniden basıldı. Şükûfe Nihal Halide Edip kadar gün yüzüne çıkmadığından ve daha çok şair kimliğiyle tanındığından ister istemez bir merak uyandırıyor okurda. Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık eden yazar, kadın bakışıyla ve duyarlılığıyla Milli Mücadele’yi ve bir ülkenin yeniden dirilişini romanına yansıtırken batılılaşma yanlısı aydınlardan biri olduğunu fazlasıyla hissettiriyor. “Yalnız Dönüyorum” da Şükûfe Nihal’in kendi hayatından izlere de sıklıkla rastlamak mümkün.

Batılılaşmanın milletin karanlıktan kurtuluşu, ilerlemesi ve medenileşmesi için şart olduğuna inanan ve özellikle Anadolu’daki iptidai yaşantıya ancak kendisi gibi idealist aydınlar tarafından son verilebileceğine şiddetle inanan İstanbullu bir genç kadın üzerinden özellikle sosyal hayat çerçevesinde batılılaşmayı tartışan Şükûfe Nihal, “Yalnız Dönüyorum” da batılılaşma projesinin nasıl iflas ettiğini de tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor. Zira roman kahramanı Yıldız’ın batılılaşma tasavvuru ile İstanbul’daki kalburüstü çevrelerdeki batılılaşma anlayışı hiç de birbirini tutmuyor. Ve bu noktada Yıldız ciddi anlamda bir çatışma ve hayalkırıklığı yaşıyor. Çatışmalar ve evliliğinde yaşadığı açmazlar da O’nun ciddi buhranlar geçirmesine sebep oluyor.

 

İntikam soğuk yenen bir yemektir…

 

Yıldız’ın çocukluğu ve ilk gençliğinde zihnine kazınan batılılaşma ve asrileşme kadını kara çarşaftan kurtarıp erkeklerin dünyasına girmesini sağlayacak, kadınların da erkekler kadar söz sahibi olabildiği memleket için mücadele verebileceği yeni bir hayatın; “ışıklı günlerin” kapılarını açacaktır. Milli Mücadele çok zorlu geçer. Yıldız, erkeklerle birlikte cephede olamadığı için sürekli ıstırap duyar. Buna karşılık vatan müdafaasına destek vermek için yapılan toplantılarda, mitinglerde boy gösterir. Bu dönemde birbiri ardına babasının ölümü, Fahir’in abisinin Çanakkale’ye gidip bir daha dönmeyişi, ailece kaldıkları konağın yanması ve alışkın olduğu hayattan mahrum kalışı gibi büyük acılar ve yıkımlar yaşayan Yıldız, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasıyla teselli bulur. Üstelik hayalini kurduğu “ışıklı günler” de gelmiştir. Ancak işgalden kurtulan ve Cumhuriyet’in ilanıyla batılılaşma hareketinin odak noktası ve uygulama sahası durumuna gelen İstanbul’da batılılaşma ve asrileşme kadınlı, erkekli balolar, ardı arkası kesilmeyen eğlenceler, aile değerlerinin ayaklar altına alındığı, çarpık ilişkilerin sosyalleşme olarak dayatıldığı bir hayat tarzı şeklinde gündelik yaşama yansır. Ne memleket meseleleri ne yokluklar içinde yeniden inşa edilmeye çalışılan genç Cumhuriyet’in yapılanması hiç mi hiç ilgilendirmemektedir bu lümpen tabakayı. Onlar tıpkı günümüz Türkiye’sinin bir eli yağda bir eli balda olan kesimi gibi “kim kiminle, nerede” yollu merakların peşindedir. Halbuki İstanbul sokakları yaralı ve bakıma muhtaç gaziler, savaş mağduru öksüz ve yetimlerle doludur. Bir yandan bu çaresiz insanlara yardım edebilmek için çırpınan Yıldız, öte yandan yanıbaşında şekillenen yeni ve bayağı hayatı anlamaya çalışır. 

Daha da acısı Yıldız, kendisi gibi vatan millet davasına gönül verdiğini zannettiği Hasan’la evlenmiş ancak Anadolu’dan gelme bu genç adam savaş sonrası amcasının desteğiyle kurduğu iş hayatında hızlı bir tırmanışla kısa sürede sınıf atlamış öncesini bilmediği eşini aşağılamaya, küçümsemeye başlar. Davaya olan bağlılığı da karısına olan tutkulu aşkı da yalandan ibarettir ve Yıldız’ı fena halde aldatmıştır. Memleket meseleleri, edebiyat ve fikir dünyasıyla en ufak bir ilgisi olmadığı gibi asrileşme adı altında yaşanan sefahat alemlerinin de aranan adamlarından biri olmuştur.

Çocukluğu babası ve amcasının oğlu Fahir’in merkez olduğu bir dünyada kadınsı mevzuların tamamen uzağında memleketten, hükümetten, düşmandan, saltanattan konuşulan müzik yapılıp, şiir okunan bir ortamda geçen Yıldız için İstanbul’daki bu çılgın hayat tahammül edilmez bir hâl alır. Derin acılar içinde kıvranan Yıldız’ı yeniden hayata bağlayan tek şey bu kez Fahir abisinin cepheden sağ salim dönüşü olur. Fahir abi karşısına parçalanmış aile tablosuyla çıkmak istemeyen genç kadın türlü bahanelerle kocasını affeder. Kocası O’nun bütün ikazlarına rağmen kendini asrî balolar aleminden alıkoyamaz. Sonradan görmeliğinin sonucu olarak her hali her tavrı girip çıktığı salonlarda iğreti durmakta göze batmaktadır. Yıldız’ın kocasıyla ilgili düşünceleri Şükûfe Nihal’in seçkinci İstanbulluların Anadolu’dan gelip İstanbul’a yerleşen ve varlık sahibi olarak sınıf atlayanlara bakışını da ele veriyor. Roman, Yıldız’ın “intikam soğuk yenen bir yemektir” deyişine uygun olarak kocasına hakkettiği dersi verişiyle son buluyor.

 

 

YALNIZ DÖNÜYORUM
Şükûfe Nihal,

L&M Kitaplığı, 2006, 259 sayfa

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!