21/5/2006

Akl-ı Selim ve dört kapı seçeneği...

Kategori: iktibas

Herkes ağzından çıkanı duymalı !

21 Mayıs 2006

Abdurrahman Şen Yeniasya Gazetesi

Ne hikmetse, ülke olarak tam düze çıkma muhabbetlerine girmek üzereyken hep rotadan şaşıyoruz… İlerleyen yıllardan geriye baktığımızda da; “Biz şaşırmamışız aslında… Görüyorsunuz… Bizi şaşırtmışlar, yoldan çıkmamızı sağlamışlar!” diyoruz ve dışımızdan birilerini suçluyoruz.

Hiç birimiz de; “ yahu bu kaçıncı şaşırtılma, yoldan çıkartılma? Artık aklımızı başımıza alsak ve iç meselelerimizi akl-ı selimle kendi aramızda çözsek!” demiyoruz…

Çünkü… Böyle bir talep geldiğinde kimisi “akl”a takıyor, kimi de “Niye Selim?” diye soruyor… Bu durumda, meselenin aslını tartışacak zamanımız da kalmıyor takatimiz de…

Yine olağanüstü nazik günlerden geçiyoruz… Görevimiz, makamımız ne olursa olsun, kısa vadeli çıkar hesaplarından uzak, ülkenin huzur ve refahını gerçekten isteyerek, her türlü kısır pazarlıklara prim vermeden hareket etmekle yükümlüyüz hepimiz de… İnancımız ve siyasî görüşümüz ne olursa olsun…

Bilhassa siyasetçiler ve medya mensupları şunu unutmamalı… Demokrasi ve parlamenter siyasi sistem varsa bir şeyler söyleyebilirsiniz… Bugün sizleri gaza getirip, siyasî sistemi zaafa uğratmak isteyenlerin size ihtiyacı kalmadığında vakit geç olabilir! Yakın geçmişten geriye doğru gittikçe benzer senaryoların devamını ve sonucunu da hep birlikte yaşadıysak…

Evet… Söz konusu senaryoların sonuçlarına hep birlikte katlandıysak ve çeşitli oranlarda toplumsal ağrılar, sızılar, sancılar çektiysek geçmişte… Herkes ağzından çıkacak her cümleye değil, kelimeye bile dikkat etmeli!

Silâhla hiçbir şey elde edilemediği gibi silâhın sebep olduğu dumanlı hava da ilânihâye hiç kimseye uzun ömürlü fayda sağ-la-maaaaaz!

Deniz Baykal’ın mutluluğundaki sır!

Bir süredir ipin kaçtığını fark ediyor ve doğrusu nereden nasıl bir oyunu seyre mecbur kalacağımızın endişesini yaşıyordum… Cumhuriyet Gazetesi’ne kısa aralıklarla atılan 3 bombadan biriyle eşzamanlı olarak BBP merkezine de bomba konulmuş olması, adeta “meydana dâvet” gibiydi ve ürperticiydi… Ama ciddiye alması gerekenler de dâhil, kimse bu sahnelenmeleri ciddiye almadı… Taaa ki yargının bağrına silâh sıkılana kadar!

Saldırıyı gerçekleştirenin ortaya çıkan geçmişi, aslında birçok soruyu da beraberinde taşıyor! Onca eylem içinden geçmiş birisinin elini kolunu sallayarak dolaşmasının cevabını birilerinin vermesi lâzım…

Bu arada asıl dikkatimi çeken 2 görüntüyü paylaşmak istiyorum sizlerle…

İlki, saldırıda hayatını kaybeden, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesindeki gerginlik ortasında bile Deniz Baykal’ın yüzüne yansıyabilen tebessümüydü… İkincisi de; yine Deniz Baykal’ın, yoğun bakımdaki Bülent Ecevit’i ziyaretinden sonra, hastahane kapısında açıklama bekleyen basın mensuplarıyla konuşurkenki yüz hâli!

İlk sahneyi göremedim ama basında dikkat çekenler vardı, oradan öğrendim… Ancak ikinciyi, hastahane önündeki sahneyi ekranda uzun uzun canlı yayında gördüm… O sahneyi yorumlama noktasında yetersiz kalıyorum! Bağışlayın.

Kanal 7’de n’oldu?

Bu Cuma günü öğle saatlerinde kanallar arasında dolaşıyorken, Kanal 7 ekranlarında, bir terör saldırısına kurban giden Uğur Mumcu’nun ağabeyi Av. Ceyhan Mumcu’yu gördüm… Kardeşi Uğur Mumcu’nun, katledilmeden önceki yazılarında İsrail-MOSSAD’la ilgili yazılar yazdığını hatırlatıyordu… Sonra… Bir yıl geriye gittiğinde bile İran aleyhinde tek yazısı olmadığına dikkat çekiyor, tek bir İran konulu yazıda da ABD karşısındaki tavrın desteklendiğini söylüyordu… Şaşkınlığını ise; “Ama… Cinayetin işlenmesinden birkaç saat sonra, saat 17.00’den itibaren, cinayetin İran tarafından işlendiği ya da işlettirildiği görüşü yayılmaya başladı her tarafta! Bu da hep ilginç geldi bana…” gibi sözlerle ifadeye çalışıyordu.

Av. Mumcu, MOSSAD’ın Türkiye’de üst düzey kişilere suikastlar düzenlettireceğine veya düzenleyeceğine dair duyumlar aldığını söylüyordu ki… Program sunucusu, acilen reklâma girmeleri gerektiğini söyledi… “Bu son derece önemli konuya reklâmlardan sonra devam edeceğiz!” dedi ve reklâmlara girdiler… Ama o arada bir şey oldu… Kablo TV’de ekrana “sinyal yok” uyarısı geldi, ekran dalgalanıp görüntü gider gibi oldu… Sonrasında reklâmlar sürdü ve o uyarı da kısa sürede yok oldu… Ancak… Reklâmlar bittiği gibi ekranda birden Kemal Sunal’ın “Şaşkın Damat” filmi başlamaz mı?

Söz konusu “damat”tan çok fazla şaşırdım… Siz olsanız şaşırmaz mısınız?

Mevlânâ’nın 4 kapısı

İzninizle, yaşadıklarımızdan kararan ruhumuzu aydınlatması umuduyla, Mevlâna’dan bir kıssayı hatırlatmak istiyorum sizlere… Sanıyorum hepimizin alacağı dersler var bu kıssada… Fert fert hangi kapıdayız? Toplum olarak kapının neresindeyiz? Okuyun, karar verin:

“Mevlânâ’ya bir öğrencisi geldi, sordu: ‘-Siz, insanın önünde dört kapı vardır, diyorsunuz, bunu biraz açabilir misiniz?’

Mevlânâ öğrencisine biraz ilerdeki medreseyi gösterdi:

‘-Orada gençler ders çalışıyorlar. Şimdi oraya git, aralarından dört öğrenci seç ve onların enselerine birer tokat vur...’

Öğrencisi bu isteğe bir anlam veremedi, ama gidip söyleneni yaptı. Biraz sonra Mevlânâ’nın yanına döndü. Mevlânâ ‘-Haydi anlat!’ dedi.

Öğrenci anlatmaya başladı:

‘-Söylediğiniz gibi yaptım. İçeri girdim, öğrenciler önlerindeki kitapları sessizce okuyor, derslerini çalışıyorlardı. En yakındaki öğrenciye tokat attım. Hemen doğruldu ve bana bir yumruk vurdu. Yerden kalkıp ikinci öğrenciye tokadı patlattım. O da yumruğunu sıkıp ayağa fırladı ama vurmadı; döndü, tekrar oturdu ve önündeki kitabı okumaya devam etti. Üçüncüye tokadı vurdum, başını kaldırdı, bana bir an baktı, sonra tekrar kitabına döndü. Dördüncü öğrenciye de vurdum, o hiç kımıldamadı, başını çevirip bakmadı bile, kitabını okumaya devam etti...’

Mevlânâ ‘-İşte!’ dedi, ‘-İnsanın önündeki dört kapıyı görmüş oldun...’

Öğrenci anlamamıştı, Mevlânâ anlattı:

‘-Birincisi en basit ve ilkel kapıdır, kısasa kısas kapısıdır. Bu kapıdan çıkan insan ilk hali nasılsa öyle kalmaya devam eder. İkinci genç yumruğunu sıktı, ama vurmadı. Tam vuracakken birinci kapının yanlış olduğunu düşündü, ikinci kapıdan çıktı. Üçüncüsü henüz kötülüğün ne olduğunu tam bilmiyor, öğrenme aşamasında, onun çıktığı kapı gerçekleri öğrenmeye yakın bir kapı. Dördüncüsü ise kötülüğün ne olduğunu biliyor; insanları biliyor, iyiliği biliyor, en ilerdeki kapıdan çıktığı için sana dönüp bakmadı bile... İşte insanın çıkabileceği dört kapı budur. En ileri kapıya ulaşması için de insanın kendisini eğitmesi gerekir.’ ”

Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı

21/5/2006

Durun!

Kategori: iktibas

Durun! Başörtüsünü "tekinsiz bir kimlik" içine hapsetmeyin!

19 Mayıs 2006

Yeni Şafak

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Her ne yapıyor iseniz durun!!! Söyleyeceğiniz söz ne ise durun! Her iki taraf için söylüyorum, sözünüzü kurşun misali biriktirip, sütununuzu siper niyetine kullanıp savaş açmadan önce, durun! Müminler öfkeye teslim olmamak için Resulullah Efendimiz'in hadisini hatırlasın: "Sizden biri öfkelendiğinde ayakta ise otursun, oturuyorsa yatsın, yatıyorsa kalkıp abdest alsın."

Başörtüsü karşıtları durun!

Vakit gazetesinin manşetini "hedef gösterdi" diyerek tekrar tekrar manşete taşıyarak; Vakit gazetesini hedef gösterip göstermediğinizi düşünerek, durun!

Bu olayı, bu kara, bu kanlı olayı, bu provokasyon kokusu aylar öncesinden duyulmuş olayı, kendinize malzeme etmeden önce, durun ve düşünün.

Kendi nefsimde bizzat uygulamadığım hiçbir şeyi bu sütundan tavsiye etmedim. Onun için aşk ile şevk ile söylüyorum. Durun!

Ben durdum.

17 Mayıs Çarşamba günü TEDEV'e Şov ve Mahrem: Görme-Görünme-Gözetleme üstüne bir konuşma yapmak üzere gittim. Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in vefat ettiğini bilmiyordum konuşmaya başladığım saatlerde. Ama oraya gelen iki kişi biliyordu. Provokatif şeyler söyleyeceğimi düşünüyorlardı ihtimal. Teyiplerini çalıştırdılar. Ama kimseye göstermeden. Göstermeden kelimesini kulanmamın sebebi şu: Genellikle ses kayıt cihazları konuşmanın yapıldığı masanın üzerine konulur. Hayır konulmadı. Zaten giyimleri-kuşamları da "muhabir rahatlığı"nda değildi. On-onbeş dakika sonra, salonu geldikleri gibi sessiz terkettiler.

Bu sahneye bir anlam veremedim. Ama konuşmayı beğenmedikleri, umdukları gibi olmadığı belliydi. Çünkü gücümün yettiğinde olayların-durumların-kavramların felsefi arka planını anlatmaya çalışırım. Heyecana ve duygulara hitap etmekten ziyade akl eden kalbe hitap etmeye çalışırım. Yine öyle yaptım. Zaman zaman salondakilerin bu felsefi söyleme intikal etmekte zorlandıklarına söylemelerine rağmen.

Akşam eve gelip de Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in vefat ettiğini öğrenince salondaki iki kişinin "beklentisi" netleşti. Onların beklediği gibi davranmadığıma göre "orada" kalmalarının bir anlamı yoktu.

Bunları niçin anlatıyorum. ABD'nin İran emelleri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ...Şimdi "gerilim" hava kadar, su kadar aziz. İnşa edilen bir korku ile karşı karşıyayız. Dinini, vatanını, demokrasiyi, insanlığı seven herkes inşa edilen korkuyu teşhis etmek zorunda.

İnşa edilmiş, inşa edilip de üstümüze üstümüze abandırılmış korku ile nasıl baş edeceğiz? Korkuyu örgütleyenler ile hür zihinlerin savaşı bu. Hür zihinlerin savaşı kazanması için iki şeyin bilinmesi gerekiyor. Kazanmak için provokasyonu örgütleyenlerin ne yapacağını bilmeniz yeterli değildir. Rakibinizin sizin yapacağınızı sandığınız şeyi yapmadığınızda, rakibinizin ortaya süreceği yeni planı önceden tahmin ederek oyunu bozmaktır.

Plan: Danıştay üyesi "türban" bahanesiyle öldürülür.

Plandan umulan netice: Başörtüsü üzerinden "ölümüne" tartışmaların devam etmesinin sağlanması; başörtüsünün "tekinsiz bir kimlik" içine hapsedilerek dindarların psikolojik olarak çökertilmesi. (Dindarların psikolojik olarak çökertilmesinin Ortadoğu politikaları açısından özellikle önemli olduğunu belirtmeye gerek var mı?)

Plan başarıya ulaştığında, başörtüsüne özgürlük vaad eden iktidar ile başörtüsünü kamusal alanda sınırlanmasını savunan devlet kurumları karşı karşıya gelir.

Sonuç: Danıştay Başkanı ve Başbakan tam da provokasyonu planlayanların bekledikleri şekilde davranarak hata etmişlerdir.

Deniz Baykal sıçrayan kanı "siyasete" bulaştırmakta acele etmiş, soğukkanlı olarak yapacağı tahliller ve tavsiyeler kendisine olan güveni arttıracakken hata üzerinden kariyer yapmakta devam etmiştir.

Şimdi biz kalemini kurşun niyetine değil, barışın ve huzurun maya tutması üzerine işletenler olarak, başörtüsünü "tekinsiz bir kimlik" içine hapsetmeye çalışan provokosyanlara karşı dirayet üzere tavır almalıyız.

Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesine hakikaten çok üzüldüm. Ailesine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Amina Vedut başını açıp alkışlandığında bir provokasyona uğramadan ülkesine dönmesi için yaptığım duaları Allah biliyor.

Şimdi bize düşen çokça dua etmek ve gerilime sebebiyet verecek her şeyden uzak durmaktır.

Provokatörleri yenebileceğimiz tek alan, çatışma üzere tezgahlanmış bu olaydan muhabbetin maya tutmasını başarmak üzerinden olacaktır.

Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı