30/4/2006
Kadın olmaya dair...
Kategori: Kitap
“Zambaklar en ıssız yerlerde açar”
Çin asıllı Amerikalı yazar Lisa See bu kez polisiye yazarlığını ve gazeteci kimliğini bir yana bırakıp kendi yaşamında bile flu yansımalarına tanıklık ettiği Çinli kadınların zorlu yaşamının izini sürüyor Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi’nde…
Gülcan Tezcan Arslan
Coğrafyalar, kültürler ve zaman değişse de kadınların yazgısının hiç değişmediği gerçeği Lisa See’nin kaleminden bir kez daha ustalıkla altı çizilerek gözler önüne seriliyor. Los Angeles’teki Çin Mahallesi’ni kuranların ikinci kuşaktan torunu olan Çin asıllı Amerikalı yazar Lisa See bu kez polisiye yazarlığını ve gazeteci kimliğini bir yana bırakıp kendi yaşamında bile flu yansımalarına tanıklık ettiği Çinli kadınların zorlu yaşamının izini sürüyor Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi’nde.
. ‘Nu Şu’ dilinin son yazıcılarından biri olan 96 yaşındaki Yang Huanyi’nin anılarından yola çıkan See, bir yandan dünyada belki de yalnızca kadınlar arasında kullanılan tek dil ‘Nu Şu’ yu ve onu çevreleyen kültürü roman kurgusu içinde okura sunarken bir yandan da kadınlar dünyasının evrensel acılarına sözcülük ediyor. Çin’in Hunan eyaletinin güneybatısındaki ücra bir bölgedeki kadınların geliştirip kullandığı gizli şifre yazısı nu şu’nun bin yıl önce ortaya çıktığı sanılıyor. Bilindiği kadarıyla nu şu kadınlar tarafından sadece kendi kullanımları için yaratılan dünyanın tek yazı dili. Romanın sadece Nu şu diliyle ilgili bilgileri aktarmak amacıyla yazılmadığına dikkat çeken Lisa See, bu dilde yazılmış mektuplar, öyküler, şarkılar, şiirler, kumaş üzerine işlenmiş bir çok metnin sergilendiği bir müzenin varolduğu bilgisini de vermeden geçemiyor.
Çin toplumunda kırsal bölgelerde yirminci yüzyılın ortalarına kadar süren kız çocuklarına yönelik ‘ayak bağlama’ geleneğini de bu kavramla büyüyen kızların ve kadınların bakış açısından kaleme alan See, “Bir toplum neyin güzel olduğuna nasıl karar veriyor?”, “Kadın olarak değerimiz bu güzellik anlayışına göre nasıl değişiyor?”, “Bir anne kızına böyle bir ızdırabı nasıl yaşatır?” gibi soruların cevabını da okurla birlikte arıyor. Modern toplumlarda bile kadınların –hatta son yıllarda erkeklerin de- beğenilir olmak adına binbir türlü estetik operasyona katlanıp- çektikleri acılar düşünüldüğünde takvimlerdeki rakamlar değişse de kafalardaki dar kalıpların değişmediğini fark etmemek elde değil. İnsanlar birbirlerine iç güzellikleri yerine dış ve görece fiziki özelliklerine göre değer vermeye devam ettiği sürece de başka şartlar altında yapıldığında adına işkence denebilecek uygulamalar farklı biçimlerde devam edecek.
Acıya katlanmanın itaat hali…
Romanın kahramanı, 19. yüzyılda yaşayan, kocasının evine gidene kadar, ailesinin gözünde ‘doyurulacak bir ağız, giydirilecek bir beden’ olmaktan başka bir anlam taşımayan küçük bir kız: Zambak. Ve esas kızın Kız Çocuk Günleri, Saç Tokalama Günleri, Pirinç-Tuz Günleri ve Sessizce Oturmak şeklinde süregiden yaşamı aslında büyük ölçüde son ‘Nu Şu’ yazıcısı Yang Huanyi’nin başından geçenler. Kız çocuklarının ailesinin sosyal konumunu yükseltmek için varlıklı biriyle evlenmesi, evlenebilmek için de o dönemde Çin toplumunda çok makbul görülen minik ayaklara sahip olması gerekiyor. Zira küçük kızların evlenmeye ne kadar layık olduğunu ayaklarının ölçüsü belirliyor. Sahip olunan küçük ayaklar müstakbel gelin adayının gelecekteki kocasına ve onun ailesine, genç kızın kişisel disiplin ve ileride karşılaşabileceği her türlü acıya katlanma eşiğinin kanıtı olarak sunuluyor. Ki ‘ayak bağlama’ geleneği küçücük bir kız çocuğunun narin bedenine yüklenemeyecek kadar büyük fiziksel acılar yaşatan bir uygulama. Ancak roman kahramanı Zambak, itaatkâr ve takdir edilen bir evlat olabilmek için sonunda sakat kalma hatta ölüm pahasına kendisine yaşatılan korkunç acılara katlanıyor. Ayak kemikleri kırılıp, çürüdükten ve yeniden şekil aldıktan sonra ilçesindeki en küçük ve narin zambak ayaklara sahip olan genç kız yörenin lideri olan bir ailenin geleceği parlak oğluyla evlendiriliyor. Evlilik ve düğün gelenekleri uzun yıllara yayılan Tongkou ve Puwei ilçelerinde düğün hazırlıklarını sürdüren Zambak, özel ayaklara sahip olduğu gibi Çinli kadınların pek azının sahip olduğu laotong ilişkisi için de uygun bulunuyor.
Tongkou ve Puwei’de gençkızlar çoğunlukla yeminli kızkardeşlik denilen ve evlenince son bulan arkadaşlık biçimini sürdürürken Zambak ömür boyu sürdürebileceği bir dostluğa adım atar laotong’uyla birlikte. Kendisine çöpçatanlık yapan ve evlilik sürecini başlatan Madam Wang’ın başka bir köyden varlıklı bir ailenin kızı olarak tanıştırdığı Kar Çiçeği, Zambak’ın hayatında derin izler bırakacak; ölünceye kadar da yaşadığı mutlulukların ve pişmanlıkların baş kahramanı olarak hatırlanacaktır. Zambak ve Kar Çiçeği henüz ayakları bağlıyken başlayan ve Zambak’ın nu şu dilindeki bir inceliği fark edemediği için korkunç bir yanlış anlamayla son bulan dostlukları süresince bir yelpazeye yazdıkları yazılarla haberleşirler. Birlikte ve ayrıyken yaşadıkları mutlulukları, hüzünleri, sevinç ve kederleri sadece kadınların bildiği bu özel dille yelpazeye kaydeden iki genç kız evlendikten sonra da bu yolla iletişim kurmayı sürdürürler. Bin yıl öncesine uzanan bu gelenek sayesinde hayata tutunmayı başaran ve birbirlerine en zor zamanlarında destek olurken mutluluklarını da paylaşan Zambak ve Kar Çiçeği’nin dostlukları, Zambak’ın giderek annesine benzer davranışlarla Kar Çiçeği üzerinde baskı oluşturmaya başlamasıyla zedelenir. Öyle ki Zambak, hayatta herkesten çok sevdiği Kar Çiçeği’ni geçmişte söylenen yalanlardan da beslenen bir şüpheyle kendisinden uzaklaştırır. Takdir edilen bir lider eşi olma adına en yakın dostunu hayatından silmekle kalmayıp tüm ilçenin kadınları arasında aşağılayan Zambak, Kar Çiçeği acılar içinde ölürken yaptığı feci hatayı anlayacaktır. Hayatının geri kalanını dostuna çektirdiği acıları hatırlayıp pişmanlık duyarak geçiren Zambak, vicdanını rahatlatmak için bildiği en iyi çareye başvurur…
Romanın yazılış hikayesini anlatırken Çinli kadınların hayatını bugün bile “Küçük bir kızken babana itaat et, eş olduğunda kocana itaat et, dul kalınca oğluna itaat et” deyişinin temel alınarak şekillendirildiğinin altını çiziyor Lisa See. Bu, Çinli kadınlar için öyle tartışılmaz bir düstur ki sorgusuz sualsiz itaatkar olma uğruna hayatlarından bile vazgeçmeyi göze alıyorlar. Zambak ayaklara sahip olma tutkusu da bu vazgeçişin bir sonucu zaten.
Roman için çıktığı yolculuğun aslında geçmişine ve kimliğini tanımaya yönelik bir seyrü sefere dönüştüğünü anlatan yazar Lisa See şöyle özetliyor nu şu’nun izini sürüş nedenini: “Nu şu kadınlarını anlayabilmek için geleneklerinden geriye kalanları görmem, Tongkou ve Puwei’nin sokaklarında dolaşabilmem ve dilin özgün kullanıcılarının son temsilcileriyle tanışmaya çalışabilmem gerekebiliyordu. Bu geziyi bir gazeteci olarak yapmak istemedim. Bunun yerine Jiangyong İlçesi’nin bana sunabileceklerini görmek, tatmak, koklamak, duymak ve onlara dokunmak sonra da bunları Çinli ailemden büyük ölçüde etkilenmiş bir kadın olarak kendi deneyimlerimin süzgecinden geçirmek istedim.”
Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi
Lisa See
Can Yayınları 2005
363 sayfa