22/3/2006

Yeteneğin on par etmez

Kategori: Haber

 

Topukları üzerinde yükselen kadınlar

 

İş hayatının acımasız çarklarının erkekler için daha hızlı döndüğü sanılır. Kıyasıya bir rekabet, entrikalar, ayak kaydırmalar, emeğin değil bambaşka kriterlerin ölçü sayıldığı kayırmalar baş edilmesi gereken en temel zorluklardır. Oysa erkeklerin dünyasında varolmaya çalışan kadınların bu dişliler arasından sağlam çıkabilmeleri çoğu zaman giydikleri yüksek topuklara bağlıdır. Alımlı, gözalıcı ve her daim bakımlı, seçilmiş bir ses tonu, önceden belirlenmiş jestler ve mimiklerle dahası her ne şart altında olurlarsa olsunlar giymekten hiç vazgeçmedikleri topuklu ayakkabılarıyla girdikleri ortamda ilgi odağı oluveren kimi kadınların iş dünyasında kendilerine edindikleri yer biraz da bu görüntünün bir karşılığıdır. Belki de bu yüzden erkeklerle aynı işi çok daha titiz ve kusursuz yapabildikleri halde hâlâ eşit işe eşit ücret almaları lüks sayılan kadınların asıl güçlü rakipleri aynı kaderi paylaştıkları halde iktidar ve gücün sarhoşluğundan başı dönen hemcinsleri oluyor genellikle.

Son derece rahat ayakkabılar, makyajsız bir yüz, iddiasız hatta çok sade bir kıyafet seçimiyle işine gidip gelen bir kadın hakkettiğini kazanma noktasında hep kaybeden taraftadır zira. Herhangi bir iş kolunda kariyer yapmak ve yükselebilmek için en alt basamaktan başlayıp yıllar boyu biriktirdiği tecrübelerle zirveye ulaşmak elbette en ideal olanı. Ancak hayatın gerçekleri bu kadar adil karşılamıyor çalışan kadınların pek çoğunu. Çünkü yüksek topuklu ayakkabılarıyla onlarla aynı işe başlayanlar, muhtemelen zengin bir ailenin anaokulundan itibaren yüksek öğretime kadar orta halli bir aileye göre adeta bir servet harcanarak eğitimi tamamlatılmış prezentabl evlatlarıdır. Kariyer için sıradan bir insanın ihtiyaç duyacağı diploma, dil, referans gibi temel verilere neredeyse doğuştan sahip olan bu seçilmişler için zirveye uzanmak çok zor olmasa gerek.

 

Yeteneğin on par etmez topuklu ayakkabıların yoksa…

 

Öte yandan topuklu ayakkabılara on dakikadan fazla tahammül edemeyen hatta yüksek topuklarla yürüme konusunda erkekler kadar yeteneksiz olan ve fakat sadece yaptıkları işlerle kendilerini göstermeyi seçen kadınlar ise günün birinde yüksek topuklarla kariyer edinmek isteseler bile bu, masum bir hayal olmaktan öte gitmez. “Zenginler puro içer ama puro içilerek zengin olunmaz” özlü sözünü tam da bu noktada topuklu ayakkabılara uyarlamak mümkün. Zira yüksek topuklar –her ne kadar geleneksel, toplumsal değerlerimizin reddettiği bir yapı olsa da- ciddi anlamda bir sınıf ayrımının kadınlar dünyasındaki gizli göstergesidir. Çünkü topuklu ayakkabılar giyen ait oldukları sınıfın tüm detaylarını üzerlerinde taşımakta ve çalıştıkları kurumun yüksek mevkilerinde olanlarla sağlanmış yakınlıklarıyla iş hayatında yükselmenin vizesini çoktan almışlardır. Diğerleri için ise gidilebilecek yol çok da uzun değildir. İnanılmaz başarılara imza atmaları, performansları ve verimlilikleri pek bir şey değiştirmez. Onlar ayrı dünyaların insanlarıdır; parfümlerinin kokusu baş döndürmez, bakışları, duruşları kadınsı değildir, sadelikleri göze çarpmaz bile . Bitirdikleri üniversite işe geldikleri semtin neresi olduğu gerçeğini değiştirmez.

Üstelik bu keskin ve dillendirilmemiş ancak herkesçe farkında olunan ciddi ayrım sadece iş hayatında da yaşanmaz. Sosyal hayatta da en acı biçimiyle kendini hissettirir. Üniversite yıllarında idealist kişiliğiyle, sözü, sohbetiyle arkadaş grupları içinde sevilen, apayrı bir yere konulan sıradan* genç kadınlar, erkeklere göre iyi bir dost, iyi bir sırdaş ve dava arkadaşıdır. Ancak hayatın akışıyla birlikte roller değişir ve eş seçilmesi gerektiğinde bambaşka kimliğe sahip kadınlar tercih edilir. Zira sosyal hayatın gerekleri erkekleri böyle bir seçime zorlamaktadır. Eşleriyle birlikte katılmaları gereken bir yemekte, açılışta ya da kokteylde yanlarında zeki, kültürlü, çevresine ve toplumuna karşı duyarlı ama ‘dişi’ olmaktan kaçınan bir kadın değil görünüşüyle takdir toplayacak, yüksek topuklu ayakkabıları ve zarif görüntüsüyle kuğu gibi salınacak, aynı ortamı paylaştığı kadınlarla moda, makyaj, life style gibi hayati konularda sohbet edebilecek ve erkeğin kimliği hakkında olumlu (!) kanaatler oluşturacak biri olmalıdır. Aksi takdirde erkeğin iş hayatı bile tehlikeye girebilir.

Halbuki medyanın öngördüğü, kadın dergilerinin örneklemekten usanmadığı kadın ‘tip’leri kurgulanmış, diyet listelerinden güzellik maskelerine kadar başkalarınca belirlenmiş fast food bir yaşantının dayanılmaz hafifliğini yaşarlar. Yani ne kendi kafalarını ne de yakın çevrelerindekilerin kafalarını yormazlar. Belki de bu yüzden bu kadar tercih edilir oluşları…

Hem bir çift kadın ayakkabısından çıkan ahenkli sesin cazibesi karşısında hangi kapılar ardına kadar açılıvermez ki?

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!